ERMENİ DOKTORUN ZEHİRLEYEREK ŞEHİT ETTİĞİ TÜRK ASKERLERİN ANISINA
19.02.2007 – Sivas Tarım İl Müdürü Mehmet Kaya, ”Sözleşmeli üretim anlayışı ile pazarlama ve pazar sorunu olmayan, ülkemiz için stratejik öneme haiz ayçiçeği üretimi yapalım” dedi.
Kaya, yaptığı yazılı açıklamada, ayçiçeğinin ülke için stratejik öneme sahip olan yağlı tohum bitkisi olduğunu belirterek, 1,5 milyar dolarlık ham yağ ithalatı göz önüne alındığında ayçiçeği üretiminin ne kadar önemli olduğunun bir kez daha anlaşılacağını kaydetti.
Ayçiçeği üretimi konusunda müdürlük olarak Altınyayla ilçesinde 2006 yılında sözleşmeli üreticilik modelini uygulamaya koyduklarını anımsatan Kaya, ”Artık klasik ürün, üretim metotları ve pazarlama anlayışı değişmiştir. Bu klasik anlayıştan sıyrılarak sözleşmeli üretim anlayışı ile pazarlama ve pazar sorunu olmayan, ülkemiz için stratejik öneme haiz ayçiçeği üretimi yapalım” dedi.
Sözleşmeli ayçiçeği üretim modelinin çiftçiye sağlayacağı faydalara değinen Kaya, şunları kaydetti:
”Yaygınlaştırmaya çalıştığımız sözleşmeli üretim modeli ile çiftçimizin girdi temini sorunları çözülecek. Bu modelle elde ettiği ürününü değerinde ve sorunsuz pazarlama imkanı olacaktır. Sözleşme yapılan firma, ürünü çiftçimizin ayağına kadar gelip tarlada alacaktır. Ayrıca bakanlığımız tarafından kilo başına 0,20 YTL destekleme primi verilecektir. İl Özel İdaresi tarafından tohumların alımı ve nakli yapılacaktır. İl Tarım Müdürlüğünce de ekim yapılacak yerler ve çiftçiler belirlenecek. Çiftçilere teknik yardım ve alet-makine desteği sağlanacaktır. Pancar kooperatifi tarafından çiftçilerimizin gübre, ilaç, alet, ekipman konusundaki ihtiyaçları hasattan sonra üreticilerden tahsil edilmek üzere karşılanacaktır. Tarım Kredi Kooperatifi ihtiyaç duyulan mazotu çiftçilerimize hasattan sonra ödenmesi karşılığı verecek olup, yine bünyesinde bulunan Bafay Yağ Fabrikası ile de üretilmiş ürünü alma garantisi verecektir.”
Projenin sağladığı faydalar dikkate alındığında ayçiçeği üretiminin çok karlı olduğunu anlatan Kaya, ”Gelin ayçiçeği ekelim, üretimi canlandıralım” dedi.
Ayçiçeği ekim alanlarının artırılmasına yönelik olarak eğitim çalışmalarının başlatıldığını ifade eden Kaya, Gemerek, Şarkışla, Kangal, Ulaş, Altınyayla, Yıldızeli, Hafik ve Zara ilçelerinde çiftçilere eğitim verileceğini kaydetti.
Kaya, projeden faydalanmak isteyen çiftçilerin Tarım İl Müdürlüğü Çiftçi Eğitim Şubesinden detaylı bilgi alabileceğini belirtti.
2 ŞUBAT DÜNYA SULAK ALANLAR GÜNÜ
2 ŞUBAT DÜNYA SULAK ALANLAR GÜNÜ
-TÜRKİYE, YİRMİNCİ YÜZYIL BOYUNCA ÖZELLİKLE 1960′TAN
SONRA YAKLAŞIK 1 MİLYON 400 BİN HEKTAR SULAK ALAN
HABİTATINI GERİ DÖNÜŞÜ OLMAYACAK BİÇİMDE KAYBETTİ
-YERYÜZÜNÜN EN FAZLA BİYOLOJİK ÜRETİM YAPAN
EKOSİSTEMLERİ OLAN SULAK ALANLAR, BALIKÇILIK, TARIM,
HAYVANCILIK VE REKREASYONEL KULLANIMLAR AÇISINDAN
BÖLGE VE ÜLKE EKONOMİSİNE KATKI SAĞLIYOR
01.02.2007 – Özgür Çoban – Türkiye, biyolojik çeşitliliğin yüksek olduğu, başta su kuşları olmak üzere çok zengin, karakteristik bitki ve hayvan topluluklarının yaşam alanı olan sulak alanlarını kaybediyor.
Her yıl Dünya Sulak Alanlar Günü olarak kutlanan 2 Şubat’ta, sulak alanların geleceğiyle ilgili bir çok konu sivil toplum örgütleri tarafından masaya yatırılıyor.
AA muhabirinin, Doğa Derneği yetkililerinden aldığı bilgiye göre, Türkiye, 135′i uluslararası öneme sahip irili ufaklı yüzlerce sulak alanı ile bu konuda Avrupa ve Ortadoğu’nun ”şanslı ülkeleri” arasında yer alıyor.
Dünya ekoloji literatüründe, ”doğal veya yapay, devamlı veya geçici, suları durgun veya akıntılı, acı, tatlı veya tuzlu, denizlerin gel-git hareketlerinin çekilme devresinde altı metreyi geçmeyen derinlikleri kapsayan bütün sular, bataklık, sazlık ve turbiyerler” olarak tanımlanan sulak alanların, ekolojik dengenin sürmesinde önemli katkıları bulunduğu belirtildi.
Sulak alanların yararlarının başında bulundukları bölgenin su rejimini dengelemekteki işlev ve katkıları geliyor. Sulak alanlar, ayrıca bulundukları yörenin iklimini de düzenlediği kaydedildi.
Tortu ve zehirli maddeleri alıkoyarak ya da besin maddelerini kullanarak suyu temizleyen sulak alanların, zengin biyolojik çeşitliliğiyle göze çarptığı ifade edildi.
Sulak alanlar, ayrıca balıkçılık, tarım, hayvancılık, saz üretimi ve rekreasyonel kullanımlar açısından bölge ve ülke ekonomisine katkı sağlıyor.
-1 MİLYON 400 BİN HEKTAR SULAK YOK OLDU-
Doğa Derneği yetkilileri, Türkiye’nin, yirminci yüzyıl boyunca özellikle 1960′tan sonra, yaklaşık 1 milyon 400 bin hektar sulak alan habitatını geri dönüşü olmayacak biçimde kaybettiğini ifade ettiler.
Yetkililer, Manyas Gölü, Uluabat Gölü, Eber ve Akşehir gölleri, Ereğli Sazlıkları, Tuz Gölü, ve Meriç Deltası başta olmak üzere birçok sulak alan kirlilik tehdidinin etkisi altında bulunduğunu belirttiler.
Sulak alan habitatının kendiliğinden kurumanın yanı sıra akarsular üzerine baraj kurulması ya da suların yönlerinin değiştirilmesi, arazi kazanma, sıtmayla mücadele gibi çalışmalar sonucunda yok olma tehlikesiyle karşı karşıya geldiği ifade edildi.
Küresel ısınma ya da yağışların azalmasının sulak alanların kurumasının önemli nedenleri arasında gösterildiğini ifade eden yetkililer, ”Ancak kuruyan birçok sulak alanın 30-40 yıllık yağış ve iklim verileri incelendiğinde yağışlardaki azalmanın alanın kaybına sebep olamayacak kadar küçük olduğunu” kaydettiler.
Turizm ve konut amaçlı yapılaşmalar ile yabancı balık türlerinin göllere aşılanması da çözüm isteyen problemler arasında gösterildi.
-SULAK ALANLARIN İŞLEVLERİ-
Yetkililer, bulundukları bölgenin su rejimini dengelemekte katkıları bulunan sulak alanların diğer işlevlerini şöyle sıraladılar:
”-Bulundukları yörenin iklimini stabilize ederler.
-Tortu ve zehirli maddeleri alıkoyarak ya da besin maddelerini kullanarak suyu temizlerler.
-Çok zengin biyolojik çeşitliliğe sahiptirler.
-Balıkçılık, tarım, hayvancılık, saz üretimi ve rekreasyonel kullanımlar açısından yüksek bir ekonomik değere sahip olup, bölge ve ülke ekonomisine katkı sağlarlar.
-Yeryüzünün en önemli genetik rezervuarları olmaları nedeniyle eğitim ve bilimsel çalışmalar için açık hava laboratuvarı özelliği taşırlar.
-Özellikle büyük göl ve nehirlerde su yolu taşımacılığına imkan sağlarlar.”
- TÜRKİYE’NİN SULAK ALANLARI –
Türkiye’nin 135′i uluslararası öneme sahip irili ufaklı yüzlerce sulak alanı bulunuyor.
Önemli sulak alanlardan bazıları şunlar:
”Meriç Deltası, Kızılırmak Deltası, Uluabat Gölü, Manyas Kuş Gölü, Akyatan Lagünü, Çamaltı Tuzlası, Büyük Menderes Deltası, Göksu Deltası, Seyhan ve Ceyhan Deltaları, Işıklı Gölü, Burdur Gölü, Beyşehir Gölü, Eğirdir Gölü, Eber Gölü, Akşehir Gölü, Tuz Gölü, Seyfe Gölü, Sultan Sazlığı, Ereğli Sazlıkları, Küçük Menderes Deltası, Gediz Deltası, Gölcük Gölü, Marmara Gölü, Demirköprü Barajı, Salda Gölü, Yarışlı Gölü, Karataş Gölü, Çorak Gölü, Acıgöl, Gölhisar Gölü, Akgöl, Saroz Körfezi, Tuz Gölü (Çanakkale), İğneada Longozu, Uzungöl, Sera Gölü, Sarıkum Gölü, Tortum Gölü, Erzurum Ovası, Çıldır Gölü, Aktaş Gölü, Kuyucalı Gölü, Aygır Gölü, Deniz Gölü, Gavur Gölü, Van Gölü, Erçek Gölü, Keşiş Gölü, Sultan Gölü, Tuzla Gölü, Yeşilırmak Deltası, Ladik Gölü, Edremit Körfezi, Gönen Çayı Deltası, Tödürge Gölü, Hafik Gölü, Lota Gölü, Otlukbeli Gölü, Amik Gölü, Yenişehir Gölü, Borabay Gölü, Kulu Gölü, Samsam Gölü, Uyuz Gölü, Kozanlı Saz Gölü, Bolluk Gölü, Tersakan Gölü, Mogan ve Eymir Gölleri, Sarıyer Barajı, Karamuk Bataklığı, Karakuyu Gölü, Hirfanlı Barajı, Eşmekaya Gölü, Hazar Gölü, Azaplı Gölü, Sazlıöz Gölü, Mekil Gölü, Balıkdamı, Kocaçay Deltası, Bafa Gölü, Büyük Çekmece Gölü, Küçük Çekmece Gölü, Yeniçağa Gölü, Efleni Gölü, Abant Gölü, Sünnet Gölü, Çubuk Gölü, Karagöl, Haçlı Gölü, Bulanık Gölü, Akdoğan Gölü, Seki Gölü, Kaz Gölü, Arin Gölü, Nazik Gölü, Nemrut Gölü, Tarsus Deltası, Kovada Gölü, Hotamış Sazlığı, Güllük Sazlığı, Köyceğiz Gölü, Avlan Gölü, Gölovası Gölü, Girdev Gölü, Kestel Gölü, Simav Gölü, Hersek Gölü, Sapanca Gölü, Gökçeören Gölü, Acarlar Gölü, Balık Gölü, D. Beyazıt Sazlığı, Sarısu Bataklığı, Kurkapanı Gölü, Şehli Gölü, Turna Gölü, Yüksekova Sazlığı.”


